İzmir Özel Türk Koleji

EĞİTİM: Cumhuriyet Dönemi Eğitim

Cumhuriyet Dönemi’nde çocukların; bedensel, zihinsel ve duygusal gelişimlerinin iyi yönde gerçekleşmesini sağlamak ve çocukları temel eğitime hazırlamak amacıyla okul öncesi eğitime büyük önem verilmiştir.

Bu dönemde ilköğretim alanında önemli gelişmeler yaşanmıştır. 1924 Anayasası’nda ilköğretimin zorunlu ve parasız olduğu karara bağlanmış, bu kararla ilköğretim yaygınlaştırılarak herkesin okuryazar olması için çalışılmıştır.

Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde ülkede yaklaşık 72 ortaokul mevcuttu. 1927-1928 öğretim yılında bazı ortaokullarda karma eğitim uygulanmaya başlanmış, ortaokulların sayısının artırılması için çalışmalar yapılmıştır. Atatürk zamanında yapılan bu çalışmalar sonucunda, o dönemdeki ortaokulların sayısı %100 oranında artmıştır.

İdadî ve sultaniler, 1924 yılında üç yıllık ortaokul ve üç yıllık liselere dönüştürülmüştür. 1924’te Türkiye’deki toplam lise sayısı 23 iken, Atatürk Dönemi’nde bu sayı %300 oranında artmıştır. Bu dönemde Atatürk, bazı ders kitaplarının yazımı ve bu dersleri verecek öğretmenlerin yetiştirilmesi ile yakından ilgilenmiştir.

Cumhuriyet’in ilan edildiği dönemde, mesleki ve teknik eğitim yeteri kadar gelişmemişti. Mesleki ve teknik okulların gelişerek Türk toplumunun ihtiyaçlarını karşılayacak seviyeye getirilmesi için araştırma ve çalışmalar başlatılmış, bu amaçla 1927 yılında akşam ticaret okulları açılmıştır. Kız sanat okullarının ismi bu tarihten itibaren Kız Enstitüsü olarak değiştirilmiş ve kız sanat okullarının sayıları artırılmaya çalışılmıştır. 1928-1929 öğretim yılında, bölge sanat okulları bünyesinde, akşam erkek sanat okulları bölümü açılmıştır. Bu okulların sayısı her geçen yıl artmış ve 1938 yılında bu okulların sayısı 64’ü bulmuştur.

Atatürk Döneminde Eğitim

Atatürk Dönemi’nde bilimsel ve kültürel gelişmelere öncülük etmek ve çağdaş bir yüksek öğretim oluşturmak amacıyla, 1933 yılında üniversite reformu yapılmıştır. Bu reform ile birlikte İstanbul Üniversitesi, Yüksek Ziraat Enstitüsü, Orman Fakültesi ve Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi üniversiteler açılmış, 1938 yılına gelindiği zaman, üniversite ve yüksek okul sayısında %189 oranında bir artış sağlanmıştır.

Yeni Türk harflerinin kabulünden sonra eğitim seferberliğine daha fazla önem verilmiş, yeni harfleri tanıtmak ve halkın okuma yazma oranını artırmak amacıyla millet mektepleri açılmıştır (1928). Halkevleri, 1912 yılında kurulan Türk Ocakları’nın yerini almış Atatürk, şehirlilerden köylülere kadar herkesin ilmî ve fikrî gelişimine katkı sağlamak amacıyla, yeni halk evlerinin kurulmasını istemiştir (1932). Bu konudaki çalışmaları bizzat takip eden Atatürk, birçok halk evini de ziyaret etmiştir. Halk evleriyle ilgili kendisine sorulan bir soruya “Mutluyum, çünkü başardım.” diye cevap vermiştir.

 

Atatürk’ün, Milli Eğitime Bakış Açısı

  • Tevfik Noyan’ın Anısı: Atatürk’ün, Cumhuriyet Eseri “Milli Eğitim”e Bakış Açısı
  • “Okullarımızda ve bütün kültür kurumlarımızda ‘Milli Eğitim’ esas kabül edilmiştir.
  • Tuttuğumuz yol budur; çocuk dini eğitimini ailesinde alacaktır. Bu arada İlahiyat Fakültesi gibi, dini eğitimi takviye edecek kurumlar da kurmak üzereyiz. Fakat bu zaman meselesidir.
  • Hâlbuki devrimimizin tam dönüm anında topraklarımıza göz dikerek saldırmak isteyen düşmanın, dini ele alarak birçok fitne ve fesatla halkı kandırmaya kalkıp türlü entrikalar çevirmekten çekinmeyeceği de muhakkaktır. Biliyor musunuz ki, Mussolini, peşindekilerle buraya gelirse nasıl gelecektir? Önünde dervişler, hacılar, hocalarla gelecektir. Din adamlarını, elinde silah olarak kullanacaktır.’ Paşa, konuşmasına devamla;
  • ‘Arkadaşlar… Devrimlerimiz henüz, yenidir. Dedikleri gibi; kökleşip, benimsendiği hakkındaki kanaatimiz ancak ileride karşılaşacağımız olaylarla doğru çıkacak ve gerçekleşecektir. Fakat şimdi buna emin olmalısınız ki, bugün başına şapka giyen sakalını bıyığını traş eden, smokin ve frakla cemiyet hayatında yer alanlarımızın çoğunun kafalarının içindeki zihniyet hala sarıklı ve sakallıdır…’
  • Büyük Atatürk’ün olaylarla gerçekleşen bu sözü, hala kulaklarımdadır.” (Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte ve Fıkralarla Atatürk)
  • Dolmabahçe Sarayı’ndaki 1931’in Ağustos’undaki yemekte Dr. Reşit Galip, huzursuz, kabına sığmıyordu. O gece  ve devamında yaşanan olaylar, Atatürk’ün ne kadar demokrat olduğunu, arkadaşlarının da onun hatasını ne kadar rahat yüzüne söyleyebildiğini göreceğiz.
  • O gece Millî Eğitim Bakanı Esat Mehmet Bey, kız öğrencilerin kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun bulmadığını, bu nedenle daha kapalı giyinmelerini bir genelge ile okullara duyuracağını söyler. Bunun üzerine, Dr. Reşit Galip:
  • “Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi. Bu bir gericiliktir. Kadınlar eski durumda yaşayamazlar. Devrimlerden en önemlisi, kadınlara verilen haklardır. Başka türlü batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz. Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez” demesi üzerine, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kaşları çatılır:
  • “Sözlerinizde hoşgörülü ve ölçülü olunuz” uyarısına karşın, Dr. Reşit Galip:
  • “Devrimci devrimcidir. Devrimci olmayan da devrimci değildir. İnsanlar bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar. Meclis’te bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken, böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı yapmak hatadır” diye devam edince, Gazi’nin kaşları iyice çatılır. Yaşlı ve deneyimli Millî Eğitim Bakanı Esat Mehmet Bey, geçmişte Gazi’nin öğretmenidir. Gazi’nin:
  • “Esat Bey yeteneklidir. Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır. Beni okutmuş olması, sence bir değer taşımıyor mu?” Sorusuna, Dr. Reşit Galip:
  • “Kusura bakma Paşam, taşımıyor. Okuttukları içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucu da çıkmıştır” cevabını verir. Gazi:
  • “Bu masada hocama ve bir Millî Eğitim Bakanı’na hakaret etmenize izin veremem” diye çıkışır.
  • “Bunun üzerine, herhalde Dr. Reşit Galip özür dileyerek susmuştur” diye düşünüyorsunuz, öyle mi? Ama yanıldınız. Aksine:
    “Devrimleri korumak için sizden izin istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm. Roz Nuvar’a verdiğiniz 15.000 liralık kredi mektubu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz” diye devam eder. Hayda! Paşa değil, bakan değil, meclis başkanı değil. Sade bir milletvekili, herkesin içinde Cumhurbaşkanı’nın yüzüne karşı söylüyor bunları. Olacak şey mi?
  • Gazi: “Yoruldunuz, biraz dinlenseniz iyi olacak. Buyurun, biraz dinlenin” diyerek, Dr. Reşit Galip’in nazikçe sofrayı terk etmesini ister. Herkes bu saygısız milletvekilinin hemen kalkıp gideceğini beklerken, O: “Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak, sizin kadar benim de hakkımdır” demesin mi? Böyle bir durumda, siz Gazi’nin yerinde olsaydınız, ne yapardınız, bilemeyeceğim, ama o büyük insan:
  • “Öyleyse, biz kalkalım” diyerek gerçekten sofrayı arkadaşlarıyla birlikte terk eder. Gerçek ‘büyük insan’ odur ki, güçlüyken, güçsüzler karşısında sinirlerine hâkim olmayı bilir. 30’lu yılların ünlü liderlerinden ne Hitler yapabilmiştir bunu, ne Stalin, ne de Mussolini…

Kaynak: Hikmet Bil, Atatürk’ün Sofrası

Kaynak: https://www.tarihbilimi.gen.tr/makale/cumhuriyet-doneminde-egitim-ve-bilim-alanindaki-gelismeler/