Yapay Zekâ Okuryazarlığı: Makine Kolaylığı mı, İnsan Derinliği mi?

Image
11 Temmuz 2025
Image
4 dakikalık okuma
Image
Yapay zekâ eğitimde hızla kendine yer açıyor. Ders planı hazırlamak, öğrenci geri bildirimi vermek ya da içerik üretmek…

Tüm bu alanlarda öğretmenlerin işini kolaylaştırıyor. Ancak bu kolaylık, kimi zaman hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin eleştirel düşünme becerilerini zayıflatma riski taşıyor. OECD’nin altını çizdiği gibi, düşünme süreçlerini makinaya devretmek uzun vadede üst bilişsel tembelliğe yol açabilir. Bu nedenle yapay zekâ okuryazarlığı yalnızca teknik bilgiyle sınırlı bir beceri değil; pedagojik, etik ve bilişsel boyutlarıyla ele alınması gereken çok katmanlı bir yeterlilik. Kritik olan nokta şu: Yapay zekâ, öğrenmenin yerine geçen bir kısayol değil, öğrenmeyi güçlendiren bir destek olarak kullanılmalı.

UNESCO “Digital Learning Week”ten Notlar

Paris’te düzenlenen “UNESCO Digital Learning Week”te Stanford Accelerator for Learning’den Isabella Hau, İnsan–Yapay Zeka iş birliğini güçlendirecek dört önceliği paylaştı :
Birlikte Öğrenme: Yaratıcılık ve derin öğrenmeyi desteklemek.

Birlikte Katılım: İnsan bağlarını güçlendirmek. Araştırmalar, çocukların beyin aktivitelerinin ebeveyn + ChatGPT ile öğrenirken yalnızca ChatGPT’ye göre çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Yani teknoloji izole etmemeli, bağ kurmayı artırmalı.

Birlikte Tasarım: Öğretmen, öğrenci ve toplumla kapsayıcı tasarım.

Birlikte Doğrulama: Eleştirel düşünme ve ortak doğrulama yoluyla güven inşa etmek.

Hau konuşmasını şu cümleyle bitirdi:

“Eğitimin geleceğini makinelerin zekası değil, insanlığımızı nasıl beslediğimiz belirleyecek.”Bu vurgu, yapay zekâ okuryazarlığının özünü özetliyor: Yapay zekâ, ancak insan yaratıcılığını, bağlarını ve eleştirel muhakemesini beslediğinde gerçek değer yaratır.

 

Konfor – Büyüme Paradoksu

Yapay zekanın sunduğu kolaylık çoğu zaman öğrenciyi konfor alanına hapsetme riski barındırıyor. Oysa öğrenme, belli bir düzeyde zorlanmayı gerektirir. Bu yüzden yapay zekâ, öğrencinin yerine iş yapan bir kısayol değil; öğrenme sürecini destekleyen bir rehber gibi kullanılmalıdır.

Gelişmiş Bilişsel Destekleme

Bu noktada öne çıkan Gelişmiş Bilişsel Destekleme (Enhanced Cognitive Scaffolding) yaklaşımı, yapay zekayı pasif bir asistan değil, dinamik bir öğrenme rehberi olarak görür:

  • Kademeli özerklik: Başta yoğun destek verir, sonra geri çekilir.
  • Uyarlanabilir kişiselleştirme: Öğrencinin ihtiyacına göre desteğini ayarlar.
  • Bilişsel yük optimizasyonu: Zihinsel enerjiyi gereksiz ayrıntılara değil, öğrenme değeri yüksek görevlere yönlendirir.

Böylece yapay zekâ, öğrenciyi kolaycılığa itmek yerine bağımsız düşünmeyi ve problem çözmeyi teşvik eden bir yol arkadaşı haline gelir.

Teknolojiyle Birlikte İnsana Yatırım

Unutulmaması gereken kritik gerçek şu: Teknolojiye yapılan yatırım, insana yapılan yatırımla desteklenmedikçe kalıcı bir dönüşüm sağlanamaz. En başarılı kurumlar yalnızca yeni teknolojilere değil, aynı zamanda öğretmenlerin ve öğrencilerin yetkinliklerine de yatırım yapar. Eğitimde de bu kural geçerli: Yapay zekâ okuryazarlığı kazandırılmadan teknolojinin sunduğu fırsatlar eksik kalır.

Sonuç: Sorumlu ve Sorgulayıcı Bir Kültür

Yapay zekâ okuryazarlığı, eğitimin geleceğini şekillendirecek kritik bir kültürdür. Esas mesele, teknolojiyi öğrenmeyi destekleyecek şekilde sorumlu biçimde kullanmak ve onu dönüşümün güvenilir ortağı haline getirmektir. Eğer öğretmenler ve yöneticiler olarak öğrencilerimize yalnızca yapay zekayı “kullandırmayı” değil; onun nasıl çalıştığını, nerede yanılabileceğini ve nasıl sorgulanacağını da öğretirsek, yapay zekâ insan merkezli ve sürdürülebilir bir geleceğin güçlü bir bileşeni haline gelecektir.