HANGİSİ DAHA ZOR? SINAV MI, TERCİH Mİ?

Image
10 Haziran 2026
Image
7 dakikalık okuma
Image

Haziran ayına sınavlar, Temmuz ayına ise lise ve üniversite tercihleri damgasını vuruyor. Öğrenciler henüz tercih süreci başlamadan sınavların kaygı ve stresinin daha yüksek düzeyde olduğunu sanıyorlar ama ne zaman ki sınav puanları ilan edilip iş okul seçimine geldiğinde daha kaotik ve daha travmatik bir sürecin içinde buluyorlar kendilerini.

PUANI YÜKSEK OLAN İYİ OLAN MIDIR?

Ülkemizde liseye ve üniversiteye hazırlık adıyla kavramsallaşan süreç, aslında sadece uygulanan sınavın içeriğine yönelik kapsamlı bir hazırlık olarak niteleniyor. Oysa okul ve meslek seçiminin de bu hazırlığın bir parçası olması gün geçtikçe daha çok önem arz ediyor. Zira sınavda bir performans gösterip puanlar, sıralar ve yüzdelik dilimlere erişen öğrenciler, bu sonuçları nasıl verimli ve doğru kullanacaklarını bilme konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip değiller. Kendilerini yeterince tanımıyorlar, okullar hakkında yeterli bilgiye sahip değiller ve kariyer yolculuklarına nasıl devam edebileceklerine dair net bir bilgiden de genel olarak yoksunlar. Örneğin iyi pirinç konusunda yeterli bilgi ve donanıma sahip olmayan bir birey nasıl ki markete girdiğinde en pahalısı hangisi ise en iyisi de odur yaklaşımı ile alışverişini yapıyorsa son yıllarda öğrencilerin okul tercihlerinde en yüksek puanlı hangisi ise en iyisi de odur herhalde düşüncesi hâkim. Bu da bir trend ve marka tutkusunu beraberinde getiriyor. Ülkemizde meslek ve kariyer rehberliği de hala istenen kıvamda değil.

KISA SÜREDE KARAR VERMEK YANLIŞA DÜŞÜREBİLİYOR

Lise ve üniversite tercihlerinin hem yaş grubu hem de okul türü bakımından tüm yönleriyle aynı motivasyon ve kriterlerle yapılmadığını görüyoruz. Her iki tercih sürecinin de ortak yönleri var elbette. En büyük zaaf karar verme sürecinin haddinden fazla kısa olması. 8-10 günlük zaman dilimi içinde öğrencilerin ve velilerin geleceklerini fazlasıyla etkileyecek ve belirleyecek olan bu hayati kararı hızlıca vermeleri isteniyor. Zamanla yarış olunca da yapılması gereken bazı zaruri işlere ne yazık ki yeterli vakit de kalmıyor. Bunların en başında seçilecek okulun görülmesi, fiziki ve akademik koşullarının incelenmesi, eğitim olanaklarının değerlendirilmesi, okulun sunduğu pedagojik ve psikolojik desteğin bilinmesi, bilişsel, sosyal ve kültürel etkinliklerden haberdar olunarak seçimlerin yapılması ihmal ediliyor. Çoğu öğrenci ve velinin tercih ve kariyer yolculuğunda çok az baktığı ve önemsediği başlıklar arasında bunlar yer alıyor.

SALT PUANLAR VE SIRALARLA ALIŞVERİŞ LİSTESİ OLUŞTURMAYIN

Puanlar, sıralar veya dilimler gibi somut matematiksel değerler üzerinden bir seçim süreci yaşanıyor genelde. Puanımın ya da dilimimin yettiği okul benim için en uygunudur düşüncesi hâkim. Oysa bu yöntem ile yapılan seçimlerde yanılma payı çok yüksek çıkabiliyor, eğitim ve kariyer hayatı bir fırsat yerine bir ızdıraba dönüşebiliyor.

OKUL VE MESLEKİ ÇEŞİTLİLİĞİ KARAR SÜREÇLERİNİ ETKİLİYOR

Günümüz dünyasında okullar ve kariyer alanları zenginleşiyor ve çeşitleniyor. Bu çeşitlilik içinde çocuğun ya da gencin odaklanacağı okul ya da alanlar da çoğalmaya başlıyor. Seçenekler arttıkça karar süreçleri de zorlaşıyor. Bu çeşitlilik içinde doğru adresi bulmak kadar yanlışa düşmeme kaygısı da tercih sürecini keyifli bir süreç olmaktan çıkarıp mental yorgunluğa dönüştürebiliyor. İyi para kazanabilen ama bunu nasıl doğru harcayacağına ve değerlendireceğine ilişkin bir kültürü ve birikimi olmayanların yaşadığı duygu durumunu görüyoruz karar süreçlerinde.

YERELE DEĞİL EVRENSELE ODAKLANIN

Teknolojinin ve kitle iletişim araçlarının bu kadar değiştiği, geliştiği ve yaygınlaştığı bir dünyada tercihler ve kariyer seçimini yerel ihtiyaçlara göre de yapmamak gerekiyor. Seçilecek okul ya da programın öğrenciye evrensel değerler katabilecek ve dünyanın farklı coğrafyalarında kullanabileceği bir diploma veya sertifika kazandırması da önem arz ediyor. Çok dilli ve çok uluslu bir dünya vatandaşı yetiştiren programlar dünyanın tüm farklı coğrafyasını birer alternatif çalışma alanı olarak size sunabiliyor. Tercihleri daha geniş bir perspektiften seçmek, daha vizyonel bir bakış açısıyla süreci yürütüp yönetmek, yelpazeyi göz hizası ile sınırlamamak gerekiyor.

HERKESİN EN İYİ BİLDİĞİ KONU TERCİH!

Tercih sürecinin en önemli sorunlarından biri de bu konuda destek veren uzmanlık zaafları. Hemen herkes kendi eğitim ve kariyer yolculuğu üzerinden birtakım çıkarımlar yaparak kendi çocuğuna, komşunun çocuğuna, akrabasına, eşine, dostuna destek verme çabasına düşebiliyor. Elbette bu desteğin tüm yönleriyle zararlı sonuçlar doğurabileceğini söylemek iddialı olabilir ama bazen onulmaz yaralar açabileceğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Bir çocuğun ya da bir gencin geleceğini doğrudan etkileyecek bu süreç profesyonel desteği ve uzmanlığı fazlasıyla hak ediyor.

VELİLER DE SÜRECİN BİR PARÇASI AMA!

Özellikle LGS tercihlerinde veliler de sürecin dinamik aktörleri arasında. Velilerin bu süreçte çocuğun performansı üzerinden bir başarı ve kişilik sorgulaması yapmamaları önemli. Çocukların da ana aktör olarak okul ve kariyer seçiminin karar süreçlerine ortak edilmeleri gerekiyor. Başarı veya başarısızlığı kıyaslayarak sürekli öğüt telkin eden bir profil olmaktan da velilerin çıkması gerekiyor. Çocuktan bağımsız kararlar alındığında çocuğun sonraki yaşantısında ve kendi kararlarını alması gereken anlarda bağımsızlığını kaybetmesinin zemini tam da tercih süreçlerinde hazırlanmış olabiliyor. Çocuklar etken bir profil olmaktan çıkarılıp, edilgen bir profile dönüştürülebiliyor. Veliler sorumluluğu tamamen kendi üzerlerine almak yerine bu sorumlulukta yetki ve görev dağılımı yaparak ortak aklı egemen kılmalılar.

YANLIŞ YAPMAKTAN KORKARSANIZ DOĞRU KARAR ALMANIZ DA ZORLAŞABİLİR

Meslek ve kariyer seçimini hayatın bundan sonrası için nihai bir süreç olarak da nitelememek gerekiyor. Evet! Belki önemli bir karar süreci ama meslek ve kariyer yaşantısı esnasında da onlarca farklı alternatif ve seçim ile karşılaşmalarının olası olduğunu bilmeleri de gerekiyor. Günümüz dünyasında meslek ve kariyer yolculuğu bir yastıkta kırk yıl anca beraber kanca beraber olacağımız bir süreç de değil. Mesleklerin raf ömrünün gittikçe kısaldığı zamanlardan geçiyoruz. Yanlış karar vermekten korkanların doğru karar verebilmelerinin de riskli olduğunu hatırlatmakta yarar var. Velev ki yanlış bir karar verseniz de sonunda bunu tashih ve tamir edeceğiniz onlarca fırsat ile de karşı karşıya olduğunuzu bilmeniz gerekiyor.

Salim Ünsal – Üniversite Tercih Merkezi Editörü